haber
08.06.2014

Basketbol: Benim Hikayem – tbf.org.tr

Yayınlandığı yer TBF Resmi internet sitesi  (08/08/2014)

Eskişehir'de doğan Mihriban Oğuz, Galatasaray altyapısına İzmir'den transfer oldu. Sarı kırmızı formayla Gençler Türkiye Şampiyonluğu yaşayan Oğuz, 20 senelik aktif spor yaşantısını 2003’te noktaladı ve Kadın Milli Takım Menajeri oldu. Bu süre içinde A Milli Takımı ile Akdeniz Oyunları Şampiyonluğu, 2005 Avrupa Şampiyonası 8.’liği ve 2007 Avrupa Şampiyonası Eleme Grupları 1.’liği başarılarına ulaştı.

Mihriban Oğuz 2006-2007 sezonunda Galatasaray Kadın Basketbol Takımı Direktörlüğü görevine başlayarak, 2008’de Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı, 2009’da takımıyla FIBA Avrupa EuroCup’ı kazandı, 2010’da Galatasaray'daki görevini noktaladı.

Mihriban Oğuz şu anda Kansersiz Yaşam Derneği’nde Asbaşkan’lık yapmaktadır.

Basketbola nasıl başladınız, basketbola başladığınızda zorluklarla karşılaştınız mı?

Benim basketbola başlama hikayem biraz karışık aslında. Ailem beni ve kız kardeşimi Eskişehir'de atletizm spor okuluna yazdırmıştı. Sabahları hem atletizm antrenmanı yapıyor hem de Mehmet Terzi gibi zamanın ünlü atletlerinin antrenmanlarını stadyumda seyretme fırsatımız oluyordu. O zamanlar hep kısa mesafe koşucusu olmayı düşünmüştüm. (Bu sebeple tüm basketbol yaşantımda çizgi koşularını hep sevmişimdir ve Belgrad Ormanı koşularını da sadece çabuk bitsin diye hızlı koşmuşumdur.) Bu hedefle yarışlara giriyordum; ancak ortaokul 1.sınıfta Anadolu Üniversitesi Spor Kulübü’nde basketbol antrenmanlarına başladık. Oraya nasıl seçildiğimi pek hatırlamıyorum. Müsabaka yoktu henüz, sadece antrenman yapıyorduk. Antrenörümüz Erhan Aras'tı. Seneler sonra İstanbul’da tekrar yolumuzun kesişeceği Zeynep Gül Songür Aktaş, Konçuy Töre Sivrioğlu ve Hicri Güneri’yle de bu vesileyle tanışmış oluyorduk.

İzmir'e taşındıktan sonra ailem bizi bu sefer İzmirspor'da basketbol okuluna yazdırdı; ancak bu dönem çok uzun sürmedi; çünkü ikimizde kulüp takımlarıyla antrenman yapmaya başladık. Orada ilk antrenörüm Osman İpek’ti. 1984'te başlayan bu yolculuk 2004 senesine kadar devam etti. İzmirspor altyapısından Galatasaray’a transferim 1988’de gerçekleşti. Yine Eskişehir’den olduğu gibi İzmir’den de Etkin Kerimoğlu, Serap Yücesir, Funda Tahmaz ile yollarımız kısa bir süre sonra İstanbul’da kesişecekti. Eskişehir, İzmir ve şimdi İstanbul… Gerçek zorlukları yaşamaya başladığım senedir 1988, yaş 17… Murat Tümer ve Savaş Gökbayrak beni Galatasaray’a istediklerini söyledikleri anda ayaklarım yerden kesildiği için tabii ki bunları hiç düşünmemiştim. Aileden ayrılış, kocaman bir evde tek başına kalmak, bu büyük ve İzmir’den çok farklı şehre uyum sağlayabilmek ve üniversitede mühendislik okumanın zorlukları yanında beni en çok zorlayan; İstanbul’daki ilk antrenmanda “Herkes iki tane top alsın.” komutuydu. Gerçekten iki topla ne yapılacağını hiç bilmiyordum. “Tam saha pata pata gidiyoruz.” dendi. Ben hiç gidemedim; çünkü daha ikinci top sürmede toplar elimden gitti ve gitmekle kalmadı, başkalarının toplarına da çarptı. Utanmıştım. Ortaokulu son sınıflar birincisi olarak bitirmiş, lisede başarı belgeleri almış ve şimdi mühendislik okurken takımlarımda hep iyi oyuncular arasında olmuştum; ama buradaki seviye oldukça farklıydı. Okulun ilk dönemi lise devamı matematik ağırlıklı ve nispeten kolay olduğu için Beyoğlu Hasnun Galip Sokak’taki kulüp binamızda yaptığımız her antrenman sonrası ekstra çalışma yapmak için zamanım oluyordu. Tek başıma saatlerce çalıştım. Maçlar başlayana kadar teknik bölümü epeyce ilerletmiştim. Sonrasındaysa sadece kısa bir süre daha zorluklar vardı ve sonrası gayet güzel olacaktı. Hep buna inandım. Bazı oyuncular vardır doğuştan yeteneklidir, Harun Erdenay gibi atletik özellikleri yüksektir ki bu oyuncular oldukça azdır. Bazı oyuncular da vardır çok çalışmaları ve hep çalışmaları gerekir. Ağırlıklı olan bölüm ikinci bölümdür ve ben de bu taraftaydım.

İkinci en büyük zorluğu Galatasaray’da Genç Takım yaşımız bitince yaşadım. Betsy Bailey A Takımımız’ın başına gelmiş ve birçok oyuncu transfer edilmişti. Genç yaşı dolan dört oyuncuyduk ve bize “Dilerseniz kalıp A Takım’la antrenman yapabilirsiniz. Kadroya girmek ve hatta oynamak için sıranızı bekleyeceksiniz.” dendi. Elbette harika bir A Takımımız vardı ve bu kadroyla antrenman yapmak çok heyecan verici olacaktı; ancak gitmek ve oynamak istedim. Eğer dakika almazsam iyi bir lig oyuncusu olamayacağımı biliyordum. Hepimiz gitmek istedik. Engin Deniz Gürsoy Beşiktaş’a, Elif Erdem Öztürk, Elif Kaçar ve ben SEKA Kağıtspor’a gittik. Antrenörümüz rahmetli Abdullah İnce’ydi. Her gün İzmit’e antrenmana gidiyorduk. Oldukça yorucuydu. O sene 5 faul almadığım her maç 40 dakika sahada kaldım. Henüz Genç Takım’ı bitirmiş bir oyuncu olarak müthiş bir tecrübe yaşadım. Hiç galibiyet alamadık, düşünün koca sezon, 22 maç ve sıfır galibiyet. Küme düştük. Yine de hayatımda verdiğim en doğru karardı İzmit’e gitmek. En başta basketbol yaşantım gerçek anlamda başlamış oldu. Zorluklarla geçen 3 sene... “Bir işin şans mı şanssızlık mı olduğu sonunda belli olur.” derler ya… Bana sonrasında 12 senelik birinci lig oyuncusu olabilme şansını verdi. Bu süre içinde maçların yüzde 95’inde ilk beş oyuncusu olarak sahada yer aldım. Birkaç defa Milli Takım Kampı’na davet edildim. Galatasaray ve basketbol camiasının içine çok doğru bir yerden girmiş oldum. İyi ve doğru kişilerle tanıştım. Elimden tutan, yol gösteren çok oldu. Çok iyi bir izleyici ve gözlemci oldum. Her etabında hayatıma büyük tecrübeleri kattığım güzel bir oyunculuk yaşantım oldu diyebilirim. Bir ön çapraz bağ ameliyatı da işin tuzu biberi oldu. Sağ dizime her baktığımda bana güçlü bir basketbolcu olduğumu anlatan izlerim ve bir tane de cici vidam var. Onları çok seviyorum; çünkü bana harika bir hayat veren basketbolu simgeliyorlar.

Gerek sporculuk gerek menajerlik kariyerinizde basketbol hayata bakış açınızı ne yönde değiştirdi?

Hayatımın lisanslı basketbol oyunculuğu bölümü yirmi bir sene sürmüş, öncesinde de iki sene sadece antrenman yaptığım bir periyot olmuştu. Menajerlik dönemiyse yedi sene. Dile kolay otuz sene bilfiil olayın içinde olmuşum. Basketbol saniyelerle yarıştığınız, çabuk karar vermek zorunda olduğunuz, her ne kadar baskı altında olursanız olun doğruları yapmanızı gerektiren, aklınızı maksimum seviyede kullandığınızda sonuçlarından büyük keyif alacağınız bir akıl oyunu. Ayrıca sahada sizi rakiple ayıran bir çizgi, bir file yok. Kazanma hedefine doğru vücut vücuda mücadele ederek ilerliyorsunuz. Sahada konsantrasyon sağlamanızı gerektiren birçok parametre var. O küçük saha içinde hareketleriniz de saniyelerle sınırlandırılmış. Ayrıca antrenör ve takım arkadaşlarınızla, o anki hisleriniz ne olursa olsun, bir iletişim ve ahenk içinde olma durumunuz var. Bu durum sizi otomatik olarak  güncel yaşantınızda pratikleştiriyor, sinir sisteminizi kuvvetlendiriyor. Hayata karşı duruşunuz kuvvetleniyor. Zannediyorsunuz ki en karanlık sokaklarda korkusuzca yürürüm. Bunu hissedebilmek bile güzel. Yakınımdakilere kol kanat gererim, yardım ederim. Bir takım sporcusu olmak kocaman bir aileye sahip olmaktır. Küçük ailelerimizde bile hayata dair neler öğreniyoruz, bir de bu büyük aileyi düşünün. Sporculuk bana hayatta mutlulukların paylaşıldıkça büyüyeceğini, bu anların artmasıyla başarıların da daha fazla gelebileceğini, hüzünlerinse paylaşıldıkça azalacağını, bu anlarda sırtımıza dokunan bir elin ne kadar kıymetli olduğunu öğretti. En nihayetinde hayatın sadece bir basketbol topunun çevresinde dönmediğini, kariyerin sonunda yanına kalanların hayattaki en büyük kazancın olduğunu gösterdi. Nitekim şu anda Veteran Basketbol Takımımız’daki tüm arkadaşlarımızla ve yine çevremdeki birçok dostumla bu duyguları yaşıyorum. Biliyoruz ki bazen sadece bir telefon yeter. Birbirinizi ne sıklıkta gördüğünüz ya da aranızdaki kilometreler önemli değildir. Basketbol bana gitmesem de görmesem de bir gün karşılaştığımızda kaldığım yerden devam edebildiğim dostluklar verdi.

Menajerlik yaparken işler biraz daha farklı. Saha içinde terlediğinizden daha fazla bir efor sarf ediyorsunuz masa başında. Aslında yine sahadasınız; ama sahanın farklı bir yerinde. Ben hep sahanın ortasından uzaklaştıkça işlerin daha zorlaştığını söylemişimdir. Bütün profesyonel yaşantısını tamamlamış oyuncular hemfikirdir ki basketbol oyunculuğu işin en eğlenceli ve keyifli tarafıdır. Sahanın dışındaki diğer tüm görevler daha zordur. En zoru da menajerlik. Herkesten önce uyanır, herkesten sonra yatarsınız. Uyur musunuz, uyuyamaz mısınız orası da soru işareti. Sahaya en önce gelip, sahadan en son çıkarsınız. Karşınıza onlarca problem aynı anda çıkabilir. Bu tecrübeler hayata karşı sizi biraz sertleştirse de, size çözüm insanı olmayı öğretiyor. Belki de bende bu ışık olduğu için bu teklifleri aldım, bilemiyorum. Menajerlik tecrübelerim bana hayatta hep bir başka yolun olduğunu bilmeyi öğretti. İmkansızın olmadığını öğretti. Öyle olaylar yaşarsınız ki “Bu sefer feci bir şey oldu.” dersiniz ve bu his akıllı olursanız sizi oradan düzgünce çıkma yoluna götürür ve bir daha bu hatayı yapmazsınız. Yaşadığınız zorluklar aslında size nasıl bir kişi olduğunuzu da gösterir.

Basketbolun sporculuk, Milli Takım Menajerliği ve takım menajerliği olarak üç ayrı pozisyonunda bulunan şanslı  biriyim. Her görevde yüzlerce tecrübe kattım kendime. Hayatımı spordan uzak düşünemiyorum hiç. Salonda ya da tv karşısında izleyici, veteran takımımla sahada basketbolcu ve iyi bir NTC sporcusuyum. Basketbolun hayatıma her anlamda kattıklarıyla bugün çok memnun olduğum ve keyif aldığım bir noktadayım. Hayata çok geniş bir perspektiften bakma şansını elde ettim. O kadar çok kişiyle tanışıp görüşüyorsunuz ki farklı dil, din, inanç ve yaşayışlar… Hepsinin size kattıkları… Olay sonuçta dönüp dolaşıp SİZİN kalbinizin nasıl olduğuna bağlanıyor.  Hayat size, kalbinizden en saf haliyle ve bütünün hayrına olacak şekilde geçirdiğiniz herşeyi sunuyor. Kalbim beni basketbola ve oradaki birçok güzelliğe götürdü. Basketbolda muhteşem bir hayat görüşü ve bir camia verdi. Ne diyebilirim ki şükretmekten başka…

Basketbolu bıraktıktan sonra da spor hayatınıza Veteran Turnuvaları'nda devam ediyorsunuz. İşinizle birlikte bunu nasıl yürütüyorsunuz, nasıl bir duygu?

Veteran Turnuvaları büyük keyif veriyor. Dört senedir bu organizasyonların içindeyim. Normal yaşantımızı aksatacak şekilde yoğun bir programımız yok. Neticede herkesin işi, ailesi, çocukları var. Haftada bir takım antrenmanı yapmaya çalışıyoruz. Kış aylarında ve turnuva zamanı bu sayı artıyor. Üçüncü kez düzenlenen Bergama Turnuvası, Veteran Basketbolu’na çok ciddi bir ivme kazandırdı.  Ayrıca bir Dünya Şampiyonası tecrübesi yaşadık. Bir madalya ve daha önemlisi büyük keyif aldık. Genel programımız sene içerisinde bir yurt içi, bir de yurt dışı turnuva şeklinde oluyor ve bu da bizleri çok zorlamıyor. Şimdi hedefimiz 2015’te Orlando’da düzenlenecek Dünya Şampiyonası.

Tekrar bir takım sporcusu olmak harika. Basketbol öyle bir oyun ki onu bıraktıktan sonra orada yaşadığınız adrenalini hiçbir şekilde tekrar yerine koyamıyorsunuz. Yaptığınız hiçbir iş ya da oyun bu duyguya eş değer olamıyor ve olamaz. Yıllar sonra tekrar bu duyguları hissetmek, takımla seyahat etmek, o disiplini yaşamak, yorulmak, terlemek, molalar, taktikler hepsi harika. Tabii ki her sporcu sahaya her zaman ve her yaşta kazanmak ve iyi mücadele etmek için çıkar. Bu doktorların hipokrat yemini gibi olmasada içinizden gelen yazılı olmayan doğal bir histir. Veteranken bu duygulardan biraz daha sıyrılmış oluyorsunuz. Hem eğlenip hem keyif aldığımız bir işi tekrar yapıyoruz. Ayrıca bu oluşum ve turnuvalar sayesinde takım antrenmanı yapmadığımız günlerde hepimiz bireysel bazı antrenmanlar yaparak kendimizi zinde tutmaya başladık. Bulunduğumuz yaşa göre fiziksel durumumuzun iyi olması harika hissettiriyor.

Benim çocuğum yok; ancak harika üç tane yeğenim var. Onlar maçlarımızı seyretmeye geldiklerinde heyecanlanıyorum. Takımımızda birçok arkadaşımız bir ya da iki çocuk sahibi. Çocuklarımız bazen antrenmanlarımıza geliyorlar, bizleri izliyorlar. Annelerinin ve teyzelerinin bu yaşlarında neler yaptıklarına meraklı gözlerle bakıyorlar. Saha dışında de evlerimizde ya da dışarıda toplanıyoruz. Bazılarında çocuklarımız yine yanımızda oluyorlar. Eminim arkadaşlarına “Annem, teyzem hala basketbol oynuyor ve arkadaşlarıyla çok eğleniyorlar.” diyorlardır. Bu da aslında PASS IT ON’un bir parçası. Veteran Takımları doğal olarak bu olayın bir parçası ve elçileri halindeler.

Genelde elçilerimize kariyerlerinde yaşadıkları ve unutamadığı anıları soruyoruz; fakat Kansersiz Yaşam Derneği Asbaşkanı olarak sizin özellikle çocuklarla yaşadığınız “Asla unutamam.” dediğiniz özel bir anınız var mı?

2010 senesi başında resmi görevde çalışmayı bıraktıktan sonra hayatımda birçok radikal değişiklik oldu. Ciddi bir dönüm noktasıydı diyebilirim. Derneğimiz de bu zamanda hayatımda yeşermeye başlayan genç bir fidandı. Şimdiyse öyle bir hızla büyüyor ki uzun yıllar gölgesinde birçok yüreğe serinlik verecek yıllanmış bir ağaç olacak.

Tabii ki oyunculuk, Milli Takımlar ve Galatasaray'daki menajerlik yıllarımda unutamadığım birçok anım oldu; ancak bu sorudaki gibi Kansersiz Yaşam Derneği’nde yaşadığımız tecrübeler ve duygular tarifsiz.

Ağırlıklı olarak pediatrik onkoloji bölümleriyle çalışmalar yaptığımız için aslında birçok anım var. Sanırım hiç unutmayacağım ilkiydi. Pediatrik onkoloji bölümü ziyaretimde çok duygusal anlar yaşamıştım. Başkanımız Dida Kaymaz servise girmeden hemen önce daha önceki tecrübelerine dayanarak bir uyarıda bulundu ve hediye verdiğimiz her çocuğun sevinmeyebileceğini, belki tersleyebileceğini, oyuncağı yere atacağını; ama bunların hepsinin normal olduğunu ve ona göre bir duruş sergilememizi salık verdi. Bunu duymak bile çok acıydı. Her çocuk oyuncak sever; her çocuk süslü paketleri açmak ister, değil mi? Maalesef öyle değilmiş. O yüzler gülmeyebilirmiş, size arkasını dönebilir, hediyesini merak bile etmeyebilirmiş. Bu anı yaşamak çok ağır bir duygu yüküydü. Sahip olduklarının kıymetini bilmeyenlere, ufacık konular için kendilerini harap edenlere, hayata at gözlüğüyle bakanlara ara sıra bu servisleri ziyaret etmelerini öneririm. O zaman minik bir göz kırpması için, aldığınız her bir nefes için bile şükredersiniz.

Tabii ki olay hep bu kadar dramatik değil. Yaşadığımız harika zamanlar var. Mesela geçtiğimiz haftalarda İnsana Güven ekibiyle beraber derneğimiz ‘GülümseSen Panayırı’nı gerçekleştirdi. Oraya gelen kanser hastası çocuklarımız dilek ağacımıza dileklerini yazıp astılar. Biz de sonra onları açıp okuduk ve gerçekleştirebileceklerimizin hepsini yapmak için işe koyulduk bile. “Kimse hasta olmasın.” diyen “Bu dileklerden birinin gerçekleşmesine yardımcı olmak istiyorum.” diyen kendine bir oda, bir bisiklet isteyip; hayvanat bahçesine, futbol sahasına gitmek isteyen ve buna benzer dilekleri olan kocaman yürekli birçok çocuğumuz var. Onlar gülümseyecek dünya gülümseyecek.

TBF’nin geleceğe yatırım projesi olan PASS IT ON elçisisiniz. Çocuklara basketbol değerlerini aşılayacak olan bu programda yer almak sizin için ne ifade ediyor?

Bu teklif için öncelikle sizlere teşekkür ederim. Büyük onur ve gurur duydum. Basketbola vereceğim en ufak bir katkı için bile şartlarımı hiç düşünmeden onay veririm. Bu şampiyonayı senelerdir bekliyoruz ve bu organizasyon içinde gerçekleştirilecek PASS IT ON projesi eminim ülkemizdeki basketbol sporuna ivme kazandıracaktır. Kadınlarda canlı olarak izleyeceğim ve takımımızın da katıldığı ilk Dünya Şampiyonası olacak. Ben bu tecrübeyi 43 yaşında yaşarken, çocuklarımız daha küçük yaşlarında bu tecrübeye sahip olacaklar. Umarım aileler içinde kız çocuklarını basketbol sporuna yönlendirmeleri için güzel bir vesile olur. Ay yıldızlı formayla dünya takımlarının karşısına çıkarak dayanışmayı, paylaşmayı, tutkuyu, temsil etmeyi en güzel örnekleriyle takımımızın sunacağını düşünüyorum. Tüm bu organizasyonun bir parçası olduğum için de mutluluk duyuyorum. El birliğiyle, bir yumruk olarak, aynı lisanı konuşup, aynı mesajı yaymaya çalışırsak hedefimize daha kısa zamanda ulaşacağımızı düşünüyorum. Basketbol bir hayat verir. Her kız çocuğu bu duyguyu yaşamaya layıktır ve hakkıdır. Bu camianın güvenilirliğini sağlamaksa  bizlerin birinci vazifesidir.

Sizce günümüz koşulları da baz alındığında psikolojik açıdan çocuklarımıza ve gençlerimize, özellikle kızlara hangi yönlerden destek olmalıyız?

Çocuklarımızın herhangi bir spor dalıyla uğraşmalarının kendilerine fiziksel, zihinsel ve sosyal anlamda katacaklarını kararında bir konuşmayla onlara anlatmak gerekiyor. Fazla dijital ve sanal olan bir alemin içine sürükleniyoruz. Elimizden telefon, bilgisayar, kulaklık düşmüyor. Adeta artık auraralarımızı radyasyon sarıp sarmalıyor. Tüm bu makineleşme bizi doğallıktan uzaklaştırıyor. Bizler sokakta oynayabilmiş şanslı nesil çocuklarmışız. Toz kir içinde eve girdiğimiz, bisikletten düştüğümüz, top oynadığımız, ip atladığımız zamanlarımız oldu. Okul bahçemizde çıplak ayakta yürüdük. Kişiliğimize ve psikolojimize çok büyük etkisi olduğunu düşünüyorum çocukluğumuzda geçen bu zamanların. Bence çocuklarımıza yapacağımız en büyük iyilik onları doğayla temasa geçirmek ve spora yönlendirmek olur. İpad’de yüklü oyunlarda değil, gerçekten bebeklerine dokunmaları, elbise giydirip, yıkamaları, saçlarını örmeleri, çoraplarını çıkarıp, ayaklarını toprağa, çime basmaları lazım. Yaratıcılık kadının doğasında var. Bunu geliştirmek ya da köreltmek ailelerin elinde. Tabii ki gelişmekte olan ve her an hızlanan yaşantıya bir şekilde ayak uydurmakta lazım. Bu teknolojilerden çokta geri duramazsınız; ama bunu bir dengeye çekmek lazım. Şimdilerde ergenlik yaşı bile daha erken yaşlara kaydı. Vücutları tam gelişim halindeyken bir de estetik kaygı ortaya çıkıyor. Kızlarımıza sporun kendilerine katacağı değerleri daha somut şekilde anlatırsak önlerine doğru rol modeller koyarsak katılım sayısını daha da arttırabiliriz. Bu durum onların psikolojilerine de direkt etki edecektir.

Ülkemizde düzenlenecek FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası hakkındaki düşünceleriniz ve takımımıza iletmek istediğiniz dilekleriniz neler?

Eminim benim gibi birçok basketbolsever için bu şampiyonanın anlamı çok büyük. Olayın çok içindeki kişiler için kadın basketbolu yeni doğmuş bir bebekken, emekledi, yürüdü ve şimdi koşuyor. Bizler de gururla bu büyük adımları izliyoruz, duygulanıyoruz. Uzun ve sabırlı yatırımların sonucu son senelerde alındı diyebiliriz. Takımımız yurt dışında oynanan iki Avrupa Şampiyonasında da kürsüye çıktı, madalya aldı. Olimpiyatlarda müthiş bir performans sergiledi ve o da bir ilkti. Evimizde A Takımlar seviyesinde 2005 Avrupa Şampiyonası’ndan sonraki ilk büyük organizasyon ve ilk Dünya Şampiyonamız. Dediğim gibi hepimiz için çok değerli. Basketbol Federasyonu bugüne kadar ev sahibi olduğumuz tüm organizasyonları harika idare etti. Organizasyonun kusursuz geçeceğine eminim. Birde planlanan şekilde takımımız gücünü sahaya koyarsa o zaman hep beraber tekrar bir tarihe tanıklık ederiz. En başta senelerdir bu işe emek veren TBF Kadın Basketbolu’ndan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Jülide Sonat'ın bu heyecanı en çok yaşayanlardan biri olduğunu tahmin edebiliyorum. Şimdiden bu organizasyonu gerçekleştirecek tüm ekibe tek tek bol şans ve başarılar diliyorum. Sporcularımıza gelince; senelerdir burada olan, olamayan, sahip çıkan, zor zamanları yaşayarak buralara gelen, senelerini vermiş oyuncularımız var. Dünya Şampiyonası gururunu sahaya çıktığınız her an sonuna kadar hissedin. Sizlerin emeği, sizlerin eseri. Basketbol bir hayat verir. Hepimize verdi. Siz de genç kızlarımıza kendi evimizde, çocuklarımıza, genç kızlarımıza bu kadar yakınken bunu gösterin hissettirin lütfen.

 

Tabii ki hedef kürsü; ama sonuç ne olursa olsun siz bizim Perilerimizsiniz. Son senelerde Kadın Basketbolu’nun bize her kulvarda yaşattığı duyguları başarıları yaşatanlarsınız, güvendiklerimiz, inandıklarımızsınız. Bu sezon Avrupa'nın zirvesinde iki kulübümüz vardı. Yine sayenizde hep beraber bir tarihe tanıklık ettik ve nicelerini yaşatırsınız siz bize. Şu satırlar bile sizin sayenizde yazılıyor. Yolunuz, yolumuzdur. Açık olsun, ışık olsun.

Haber kaynağı Türkçe:  http://passiton.tbf.org.tr/tr/detay/2014/08/08/basketbol-benim-hikayem-mihriban-o%C4%9Fuz

Haber kaynağı İngilizce : http://passiton.tbf.org.tr/en/detay/2014/08/08/basketbol-benim-hikayem-mihriban-o%C4%9Fuz 

Haberler
haber
30.09.2016
YENİ SEZON YENİ HEYECAN, BAŞLIYORUZ!
YENİ SEZON YENİ HEYECAN, BAŞLIYORUZ!
"ÇOCUĞUNUZ SPOR YAPSIN"

Allso Academy 2016 - 2017 sezonu için kapılarını 24-25 Eylül tarihlerinde yine Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi’nde a ...
haber
23.07.2016
Allso Academy 2016 Antalya-Belek Yaz Kampı
Bu sene ikincisini düzenlediğimiz Allso Academy Yaz Kampını 22-27 Haziran tarihleri arasında Antalya-Belek’te gerçekleştirdik. Türkiye’nin çeşitli illerinden katılan kampçılarımızla ...
haber
23.12.2015
YILIN BASKETBOLCUSU IŞIL ALBEN
14. Türkiye Spor Adamları Ödülleri, İstanbul Hilton Convention Center’da düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Ödül törenine spor, siyaset, iş ve sanat dünyasından birçok ünlü isim k ...
haber
14.08.2015
ALLSO ACADEMY ÇANAKKALE GÜZELYALI’DA!
Allso Academy olarak bu sene ilk defa düzenlendiğimiz yaz basketbol kampımızı Çanakkale Savaşı’nın 100. yılında Çanakkale Güzelyalı’da gerçekleştirdik. 27 Haziran-2 Temmuz tarihler ...
haber
11.08.2015
ALLSO ACADEMY ÇEŞME YAZ BASKETBOL OKULU 1. DÖNEMİ BİTTİ!
23 Haziran’daki ilk antrenmanıyla başlayan Işıl Alben Yaz Basketbol Okulumuz 25 Temmuz tarihine kadar olan dönemde Salı-Perşembe-Cumartesi günlerinde antrenmanlarını sürdü ...
haber
10.06.2015
Ekrem Memnun Varsa, Tek Hedef Şampiyonluk!
2015 Avrupa Şampiyonası perdesini yarın açacak olan Potanın Perileri'nde Işıl Alben'e göre Ekrem Memnun için oynamanın tek anlamı şampiyonluk.Rusya’da Dinamo Kursk ile geçirdiği sezon ...
haber
29.05.2015
Basit Oyna, Basit Yaşa! – Işıl Alben / BKM Express Reklam Filmi
Her ne kadar seyirci şovu sever deseler de ben inanmıyorum. Bence seyirci skoru sever ve bunun formülünü bulmak da hiç kolay değil. Bu formülün altında binlerce şu ...
haber
25.02.2015
Allso Academy kurucu ortağı Işıl Alben GS TV'de!
Allso Academy kurucu ortağı Işıl Alben 25 Şubat tarihinde GS TV' de Başak Koç' un canlı yayın konuğu olduğu programda Galatasaray’ dan, Kursk’ a ve Allso Academy&r ...
haber
24.02.2015
Işıl Alben Ntv Spor Spor Gecesi Programına Konuk Oldu.
Kurucu ortaklarımızdan Işıl Alben, 24 Şubat tarihinde Emek Ege ve Irmak Kazuk’ un hazırlayıp sunduğu Spor Gecesi Programı’ na konuk oldu. Programda bir çok konuya değinen ...
haber
26.10.2014
Rusyanın Prensesi Işıl Alben – Radikal
“Ailesinde ne basketbolcu var ne de sporcu. Arnavut göçmeni babası perde aksesuarları üretiyor, soyu 350 yıllık, İstanbul Eyüplü annesi ev hanımlığı yapıyorm ...
haber
08.06.2014
Basketbol: Benim Hikayem – tbf.org.tr
Yayınlandığı yer TBF Resmi internet sitesi  (08/08/2014) Eskişehir'de doğan Mihriban Oğuz, Galatasaray altyapısına İzmir'den transfer oldu. Sarı kırmızı formayla Gen&cced ...